Fernando Muslera'dan UEFA'ya özel açıklamalar! "Yeniden yaşamak isterdim"

Galatasaray'ın Uruguaylı yıldızı Fernando Muslera, UEFA'ya özel bir röportaj verdi ve Şampiyonlar Ligi'ndeki hedefleriyle, İstanbul'daki hayatına değindi.

Fernando Muslera'dan UEFA'ya özel açıklamalar! "Yeniden yaşamak isterdim"

Muslera’nın açıklamaları şu şekilde:

2012 - 2013 sezonunda Galatasaray çeyrek final oynamıştı. Manchester United’a karşı oynadığın kariyerinin ilk Şampiyonlar Ligi maçında bir penaltı kurtarmıştın, daha sonra bir başka maçı da kaleni gole kapatarak bitirdin. Bu maçlardan aklında kalan hatıralar nedir? Senin için en özel detaylar nelerdi?

2011- 2012 sezonunda Galatasaray’a gelmiştim ve her şey kusursuz gitti. Ligi kazandık ve Şampiyonlar Ligi biletini aldık, takımımla ilk Şampiyonlar Ligi sezonumdu. Daha önce Lazio’yla bir Şampiyonlar Ligi tecrübem olmuştu ama Galatasaray’la Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk fırsatımı buldum. Burada sahaya çıkacaktım, Lazio’da ise kenarda kalmıştım. Old Trafford’daki ilk maçım harika geçti. Böyle büyük bir takıma karşı oynamak benim için bir rüyanın gerçek olmasıydı. Hatırladığım kadarıyla, ki şu an üstünden çok zaman geçti, benim için çok güzel bir akşam olmuştu. 1-0 kaybettik ama ben gayet iyi oynamış, Nani’nin penaltısını kurtarmıştım. Unutulmaz bir maçtı.

O sezon Real Madrid’e karşı oynadınız. Bu sezon da onlara karşı oynayacaksınız, ikisinin de çok özel karşılaşmalar olacağına şüphe yok. Burada İstanbul’da oynadığınız, Real’in ilk yarıyı 1-0 önde kapatıp sizin 3-2 kazandığınız maçta dördüncü gole çok yaklaşmıştınız. O maçın atmosferiyle ilgili neler hatırlıyorsun? Çok özeldi değil mi?

Evet çok özel bir maçtı. Çünkü ilk maçı 2-0 ya da 3-0 kaybetmiştik. O skoru çevirmek çok zor olacaktı çünkü Madrid’e karşı dört gol bulmak her zaman zordur. Ve öne geçtiler. Hem de, unutmuyorum, ofsayttan bir golle öne geçtiler ama tabii şimdi itiraz edecek halim yok! Ama ikinci yarı gerçekten muhteşem geçti. Çok iyi oynadık, atmosfer ve taraftarlarımız müthişti. Sonuçta Real’i konuk ediyorduk ama bizde de büyük isimli oyuncular vardı ve harika bir oyun oynamıştık. 3-1 öne geçtik, sonra son dakikada ya da son üç dakikanın içinde Ronaldo skoru 3-2 yaptı. Bu da tüm ümitlerimizi bitirdi. Çünkü dördüncü gol bile artık yetmiyordu. Ama biz onu da attık. Sneijder’in ayağından bulduğumuz dördüncü gol ofsayttan iptal edildi. O akşamki atmosfer ve coşku müthişti. O sezonki Şampiyonlar Ligi maceramız bizi çok mutlu etmişti.

Şampiyonlar Ligi’nde oynamak senin için ne ifade ediyor? Sonuçta her futbolcu burada olmak istiyor. Senin için Avrupa maçlarına çıkmanın anlamı ve hissiyatı nasıl?

Hep söylüyorum, Şampiyonlar Ligi bir oyuncunun olabileceği en üst seviyedir. Muhteşemdir… Hem maçları izlerken hem de sahada oynarken bunu düşünüyorum. Atmosfer ligdekinden tamamen farklı ya da bir Avrupa takımına karşı oynadığınız hazırlık maçından. Gerçekten benzersiz maçlar oluyor. O atmosfer, Şampiyonlar Ligi logosu ve marşı her şeyi çok özel hale getiriyor. Bir hayal gerçeğe dönüşüyor, Galatasaray’la bu mücadelenin parçası olmaktan gurur duyuyorum. Lig şampiyonu olduğumuz ve Şampiyonlar Ligi’nde oynama hakkı kazandığımız her seferde çok gururlanıyoruz. 

Real Madrid ile önce burada İstanbul’da, sonra Madrid’de oynayacaksınız. Gruptaki ilk iki maçınızdan sonra nasıl hissediyorsun? Çok önemli iki maça çıkacaksınız, hem Madrid hem de sizin için hayati bir maç olacak.

Evet, gerçek şu ki bugünün futbolunda öngörülerde bulunmak imkansız. Gerçekten büyük takımlarla karşılaşıyoruz, onlara saygı duyuyoruz, büyük tarihleri ve şampiyonlukları var. Zor rakipler olacaklarını biliyoruz. Ama bugünün futbolunda her şey olabilir. Geçmişe bakarak öngörülerde bulunamazsınız. Bütün takımlar gruptan çıkmak için mücadele ediyor. Grubun şu anki gidişatında iki tarafın da eleme turuna gitmek için puana ihtiyacı var. Gerçekten iki müthiş maç olacağına şüphe yok.

Galatasaray’ın kaptanlarından biri olmanın getirdiği rolü ve gururu anlatabilir misin? Buraya çok uzaktan gelmiş, farklı bir futbolun ve kültürün parçası olan bir oyuncu olarak bu sorumluluk sana nasıl hissettiriyor?

Dürüst olmak gerekirse çok iyi hissediyorum. Kulübüm ve takım arkadaşlarım beni ikinci kaptan seçtiği için çok gururluyum. Kaptanımız Selçuk İnan ama o oynamadığı zaman ben kaptanlık bandını takıyorum. İkimiz de 2011’de Galatasaray’a geldik, birbirimizi iyi tanıyoruz. Elbette takım kaptanlığı birçok şeyi de beraberinde getiriyor ama dürüst olayım hem kulüp hem de takım arkadaşlarım benim için işleri kolaylaştırıyor. Bu kolaylıkların yanında bir yabancı oyuncu olarak takımının kaptanı olmak da, tamamen farklı bir kültürden biri olarak beni fazlasıyla gururlandırıyor.

Sanırım bir kaptanın en önemli özelliğinin liderlik olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bir idolün oldu mu? Ya da kariyerin içerisinde gerçek bir lider olduğunu düşündüğün ve onun gibi olmak istediğin bir oyuncu?

Evet oldu. Büyük yıldızlarla beraber oynama şansım olduğu için minnettarım. Onlardan çok şey öğrendim. Kaptanım olsunlar ya da olmasınlar. Ama en çok beraber vakit geçirdiğim oyuncular milli takımdan Diego Lugano ve Diego Godin oldu. Onlardan çok şey öğrendim. Milli takımdaki genç oyuncu olarak onlar benim idolum, ülkedeki futbol anlayışını değiştiren oyunculardı. Herhalde idol belirleyecek olsam bu iki ismi söylerim.

Kulübün ve taraftarlardan gördüğün destek senin için ne ifade ediyor? Uruguay’dan gelen bir oyuncu olarak çok tutkulu taraftarlar belki seni şaşırtmamıştır ama örneğin İspanya’da bu hep bir hayranlık uyandırır. İçeriden bu tutkuyu hissetmek nasıl bir duygu?

Benim için kulübüm benim yuvam gibi. Sekiz yıldır buradayım ve dürüst olayım burada çok rahatım. Birçok farklı deneyim elde ettim, buraya çok alıştım ve hala tam olarak öğrenemediğim bir dile adapte oldum. Kişisel nedenlerden Türkçe öğrenemedim ama burada evimde gibi hissediyorum. İnsanlar da gerçekten müthiş. Lazio – Roma derbisini oynama şansını yakaladım ve buradaki büyük derbiyle kıyaslanamaz bile. Türkiye’deki insanlar için futbolun anlamı, oyunun kendisi, atmosferi, statlardaki atmosfer gerçekten büyük, gerçekten üzerinizde baskı hissediyorsunuz. Ne zaman evimizde oynasak sahada bir kişi fazla gibi hissettiğimizi hep söylerim. Bu bir gerçek.

Böyle büyük bir kulüpte oynamanın yol açtığı beklentilerle nasıl başa çıkıyorsun? Bu üzerinde fazladan bir sorumluluk yüklüyor mu? Çünkü sen de söylüyorsun taraftar 12. oyuncu gibi, bu fazladan baskıya yol açıyor mu?

Elbette şüphesiz. Formayı giydiğimiz her maçta en iyi oyunumuzu oynamamız gerektiğini biliyoruz. Çünkü neredeyse ülkenin yarısı kazanmamızı istiyor ve bizi destekliyor. Son yıllarda Türkiye’de çok başarılıyız. 14 kupa kazandık ki çok önemli ve bence insanlar buna biraz alıştılar ve çok fazla kazandığımızdan zaferlere doyamıyorlar. Bu nedenle iki üç maç ortalama sonuçlar alsak baskıyı hissediyoruz. Ama her büyük takımda, büyük kulüpte bu baskı var. Her zaman kazanmanız gerekiyor.

İstanbul’daki ilk yıllarında şehre nasıl uyum sağladın? Şu an çok rahat hissettiğin bugünkü döneme kadar işler nasıl ilerledi?

Dürüst olayım, ilk yıllar zordu. Birbirimize takım olarak çok destek vermiştik. Felipe Melo, Albert Riera, Ujfalusi, Elmander ve Baros gibi oyuncularla beraber oynadığım için minnettarım. Hepsi harika oyunculardı. Keza, Eboue de… Hiç kimseyi atlamak istemem. Ama biz o dönem hep birbirimize destek oldu ve beraber vakit geçirdik. Çünkü başka bir ülkeden, kültürden geldiğin zaman başlangıçta işler gerçekten zor oluyor. Zamanla çevreni tanıdıkça ve futbol dışından insanlarla tanıştıkça her şey kolaylaşıyor. Ailenle birlikte her şey değişiyor ama buradaki ilk yıllarım gerçekten zordu.

Issız bir adaya ışınlandığını hayal et. Kendinle birlikte götüreceğin üç şey ne olurdu?

İnsanlar da sayılıyorsa eşimi ve iki çocuğumu götürürdüm. Onlar benim dünyam. Hayatımın kalanını onlarla geçirmek istiyorum.

Teknik direktörün Fatih Terim seni bir, iki ya da üç kelimeyle anlatacak olsa hangilerini seçerdi?

Acaba onu mu arasak? Bence duruş, mutluluk ve dirayet derdi. Ben kendimi mutlu, hep daha olgun olmaya çalışan, bunun için yaptığım hatalara rağmen daha çok çalışan bir insan olarak görüyorum. Hep ileriye bakıyorum.

Hayatının kalanında tek bir yemek yiyecek olsan hangisi olurdu ve neden?

Şişmanlayacak da olsam umurumda değil: Canneloni. Uruguay yemekleri içinde en sevdiğim. İçinde bir insanın isteyeceği her şey var.

Hayatının bir anını yeniden yaşayabilecek olsan hangisini seçerdin?

Galiba çocukluğum. Harika bir çocukluğum oldu. Çok arkadaşı olan, ülkem için iyi bir dönemde hayattan keyif alan bir çocuktum. Çocukluğumu yeniden yaşamak isterdim.

Haber Kaynağı: ASLAN ARENASI

Güncelleme Tarihi: 11 Ekim 2019, 20:25
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER