"Ocakta nokta atışı yapıldı"

Galatasaray'ın Süper Lig tarihindeki 22. şampiyonluğuyla ilgili dikkat çeken yorum geldi.

"Ocakta nokta atışı yapıldı"

Cim-Bom’da sezon başı ve devre arası ayrılanların yerine defansa Luyindama ve Marcao, hücuma Diagne ve Mitroglou alındı. 2. yarı daha az yiyip, daha çok atan Aslan hedefi tutturdu. Galatasaray’ın 22. zaferinin öyküsünü Ali Sami Alkış yazdı…

İşte Ali Sami Alkış'ın Star Gazetesi'ndeki o köşe yazısı...

Eeskiden futbolcu almak kolaydı... UEFA karışmıyor, federasyon karışmıyor; “Kimi alırsan-Kaça alırsan” koy sepete durumu vardı. Bu transferler yüzünden taktığın borçları, gelecek yönetimlere postaladın mı; senden iyisi yoktu. Böyle yapa yapa bu hale geldik. Artık deniz bitti. Galatasaray da, aynı çarkın içinde debelendiği için; diğer bütün büyük takımlar gibi, o da “UEFA’nın Yaramaz Çocuğu” oldu. Diğerleri gibi uslu durmadığı için; ceza yeme sendromu içinde, kâbuslar görüyordu.

CENGİZ KULÜBÜ KURTARDI

Başkan Mustafa Cengiz, açık söylemek gerekirse “Sahadaki sonuçlardan çok, mali disipline daha özen gösterir oldu” Onun bu konudaki duyarlılığı sayesindedir ki, kulübü falakaya yatırılmaktan kurtardı. Sattığı kadar futbolcu almayı ilke olarak oturttuğu için, karabasanlı gecelerden sıyrılmasını bildi. Hatta, “Satacak neyim varsa, Abdürrahim Albayrak hariç, her şeyi satarım” gibi esprili konuşurken; içinde bulunduğu şartları çok güzel anlatıyordu. Başkan Mustafa Cengiz, takımın başında nasılsa Fatih Terim var diye; Florya’ya bile uğrama gereğini duymuyordu. Tesislere, topu topu 2-3 kere gitmiştir. Bunu ben söylemiyorum. Kendisi dile getirdi. Soyunma odasına da ancak bir kez inebilmiştir. Başkanın temel derdi; G.Saray gibi büyük ve köklü bir kulübün, sanki UEFA tarafından kapitülasyonla yönetiliyormuş gibi onur kırıcı tablosundan kurtarmaktı. Mali disipline özen gösterdi. Yoksa, Gomis ve Rodrigues gibi iki kaliteli futbolcuyu, Ozan Kabak gibi büyük bir yeteneği, kim elinden çıkarmak ister? Sattığı kadar almak için, elinde satacak malın olmalı ki; işini yürütebilesin. Diagne’yi, Luyindama’yı, Mitroglou ve Marcao’yu lotaryadan çekmedi, Euroları bastırdı... Bunları yaparken de, UEFA’nın da hem olurunu hem gönlünü aldı. Düşünün ki; başkanın yaptığını beceremeyenler var. Başka kulüpler şimdi Disiplin Kurulu’nda; “Kırk katır mı, kırk satır mı istersin” sorgusunda... O yüzden; Mustafa Cengiz başkanın başarısına, burun kıvırmayın.

Gerçi aldığı futbolculardan Diagne, baştan çürük çıktı. Epey can sıktı... Protesto edildi. Başkan da zaman zaman payına düşeni aldı. Ama son zamanlarda (Penaltılar kaçırsa da) gene penaltıların desteği ile “Türkiye’de en çok gol atan ya bancı futbolcu” statüsünü yakaladı. Kasımpaşa’daki kadar verimli ve göz alıcı olamadı. Fakat genede yakasına liyakat madalyasını taktı. İdare eder... Ama ligin son haftasında oynamayacağını öğrenince, erkenden ülkesine gitme izni isteyince; Galatasaray’ın şampiyonluk gecesine katılamamıştı. Kızanlar oldu. Bakmayın, benim de kanıma dokundu...

ŞAMPİYONLUĞUN HARCINI ATTI

Fakat yeniler içinde Luyindama; sıradan tekstil işi değil, kupon kumaş çıktı. Marcao ile birlikte, yılların Galatasaraylısı gibi kendinden emin, cesur, etkili, faydalı oynadılar. Mitroglou belki, onlar kadar öne çıkamadı ama; Akhisar maçının son anlarında attığı gol, şampiyonluğun mazbatası gibi bir şey oldu. O gol olmasaydı, sonradan olanlar olmazdı. Yunanlı futbolcu, muhtemelen şampiyonluğun ilk harcını atan adamdır. Böyle biline...

Emre Akbaba gibi bir futbolcusunu, iki ağır sakatlık sonrası ev hapsine gönderen Galatasaray; ağlamadan ve mazeret üretmeden yoluna devam etti. Eren Derdiyok ve Sinan Gümüş’le tam anlamıyla sorun yaşayan, Belhanda’yla da gönül bağı çürümeye yüz tutan Galatasaray; bütün bunlara rağmen şampiyonluk yükünü devirmeden, hedefe ulaşmayı başardı.

TERİM İSTEMEZSE OLMAZ

Fatih Terim’in karakterini, ilkelerini ve huylarını bilmeden ya da hesaba katmadan harekete geçtiğinizde; başınıza neler geleceğinin hesabını iyi yapmalısınız. Yönetim içinde kimi kişiler; Lille’de oynayan 32 yaşındaki Remy’yi kiralık olarak almak istediler. Hatta bu konuda sözlü anlaşma da sağlanmıştı. Ama ne var ki, bu olası transferden Fatih hocanın haberi yoktu. Öğrendiğinde, bir basın toplantısında kişi ve konu tanımı yapmadan, alaycı konuşmalar yapmıştı. Kızdığı için Remy işi olmadı.

Fenomen: Albayrak

Her görev aldığında takımı şampiyon yapan G.Saray’ın ikinci başkanı rakip takımların bile sempatik bulduğu bir insan.

Kendini Galatasaray’a adamış olan Abdurrahim Albayrak; her görev yaptığı yılda takımın şampiyon olduğu bir ayrıcalık taşıyor. Rakip takım taraftarlarının bile cana yakın bulduğu Albayrak, şu sıralar elbette çok mutlu... Ama zaman zaman canının sıkkın olmadığı anlar da yok değil. Mesela bu sezonun devre arasında, Pato ve Carvalho’nun transfer işini halletmeye kalktığında; Dubai’den eli boş dönmüştü. Başarısız sayıldı ve taraftardan büyük tepki aldı. Üzüntüsünden istifaya kalktı. Zor yatıştırdılar. Oysa şampiyonluk bile gelmeseydi, Albayrak suçlu gösterilebilecek son kişi bile olamazdı. Bu temiz yürekli adamı asla üzmeyin. Hepimizin ona ihtiyacı var

Sadakat ödülü İnan’a

Kaptan yedek kaldı, işler kötüye gittiğinde protesto edildi, ama hiç şikayet etmedi. Selçuk “Galatasaraylı böyle olunur” anlayışının son simgesidir. Muslera efendi adam... Linnes kibar adam... Nagatomo olaysız adam... Hepsi tamam ama, bir de kaptan Selçuk İnan var ki; çoğu eline su dökemez. Görev yıllarının son döneminde, biraz geride kalmanın üzüntüsünü, acısını ve hatta yıkılışını yaşasa da; kan kusuyor ama “Kızılcık şerebeti içtim” diyor. Renk vermiyor. Bir kaptan olarak başına gelenlere, yedek bırakılmalara, son anda maça alınmalara, hatta işler kötüye gittiğinde tribün tarafından protesto edilmelere rağmen; efendiliğinden ve G.Saray’a bağlılığından gram ödün vermedi. Kaptana sadakat ödülü lazım... Profesyonel bilinç ödülü lazım... Çünkü Selçuk, “G.Saraylı böyle olunur” anlayışının son simgesidir.

Keskin sirke, küpüne zarar

Fatih Terim iyi hoş, çok başarılı ancak, bir kusuru var çabuk sinirleniyor ve bu yüzden ceza da alıyor. Heykeli dikilecek adam, böyle yapmamalı, sakinleşmeli. FATİH Terim iyi, hoş, güçlü ama; her güzelin bir kusuru olduğu gibi, onun da bazı yan sanayi defoları var. Ateşli, baskın, dominant yaradılışının doğal uzantısı olarak; çabuk, sert ve yakışıksız tepkiler veriyor. Dahası... Yanındakiler de ona dönüşüyor. Bu tür insanları bilerek yanına seçiyor diyemeyeceğim. Çünkü uzun yıllar birlikte çalıştığı Müfit Erkasap, kendisinin tamamen zıddıydı. Efendi, sakin, olaylara bulaşmayan biriydi. Ama Hasan Şaş, bir kıvılcımla ateş topuna dönüşüyor. Onun Fenerbahçe derbisinde yaptıkları, bütün tazeliği ile gözlerimizin önünde... Evet, Jailson ve Skrtel’in kışkırtıcı tavırları vardı ama; ne olursa olsun, bulunduğu görevin gereği icabı efendiliğini korumak zorunda. Terim’le birlikte çok fazla ceza aldılar. Sürekli tribündeler. Fatih hocanın, özellikle son Başakşehir maçında yaptıklarını unutmayalım. Abdullah Avcı’nın üzerine yürümesi, Orhan Ak’a küfür etmesi ve Robinho’ya yumruğunu göstermesi; Terim gibi bir efsaneye yakışacak hareketler değil. “Ne yapayım, ben böyleyim” deme hakkı yok. Heykeli dikilecek adam böyle olmaz! Artık sakinleşmeli...

Tuzu kuru Onyekuru

Onyekuru, Al İttihad kulübüne giden Rodrigues zamanında da iyiydi ama; biraz onun gölgesinde kalıyor gibiydi. Tek tabanca kalınca, kaç karatlık futbolcu olduğunu belgeledi. Kendi kanadını, yayından fırlamış ok gibi kullandı. Galatasaray’ın şampiyonluğunda Feghouli birinci etken olurken, Onyekuru’nun da hakkını yemeyelim. Nijeryalı futbolcu, aslında Everton’ın futbolcusu. Galatasaray’da kiralık oynadı. Çok da mutlu oldu. 14 golü ve 5 asisti var ki; “Bundan iyisi Şam’da kayısı” durumudur. Galatasaray’da kalmalı.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER